Header Ads

Sevgi var, Hoşgörü var, Şiddet yok…

Sevgi var, Hoşgörü var, Şiddet yok… • http://bit.ly/2F0UAT6 • Mehmet Akgün • Sonsöz Gazetesi • Son Dakika • Güncel Haberler • Ankara Yerel Gazete

HULKİ CEVİZOĞLU: ŞİDDET NE YAZIK Kİ KURUMSALLAŞMIŞTIR



Çiğdemim Derneği ile Şiddetsiz Toplum Derneği’nin iş birliğinde gerçekleştirilen ‘Sevgi Var, Hoşgörü Var, Şiddet Yok’ söyleşisinde birbirinden farklı görüşler yer aldı. Toplumun şiddete karşı duruşu tartışıldı. Söyleşiye Hulki Cevizoğlu’nun çarpıcı açıklamaları damga vurdu.



Şiddetsiz
bir toplum oluşturmak için büyük çaba sarf eden Şiddetsiz
Toplum Derneği ve Çiğdemim Derneği’nin iş birliğinde
Çankaya Belediyesi’nin Çiğdem Mahallesindeki Çiğdem Evi’nde,
“Sevgi Var, Hoşgörü Var, Şiddet Yok” konulu
söyleşi gerçekleştirildi.
Söyleşiye  Gazeteci, Yazar  Orhan Uğuroğlu,
Gazeteci, Yazar, Akademisyen Hulki Cevizoğlu,
Uzman Psikolog Şenay Ölmez ve
Avukat Faruk Enes
katıldı.



Şiddet,
konuşmacılar tarafından farklı açılardan değerlendirildi.



İlk
konuşmayı Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer
gerçekleştirdi.



ŞİDDETİN AZALMASI İÇİN ÖRGÜTLENMELİYİZ



Sümer:
Bize insanlık tarihini dönem dönem İsa’nın doğumu diye
öğrettiler. İnsanlık tarihini hazırlayanlara saygı duymakla
birlikte aslında onlar insanlık tarihini yazmadılar,
bölümlemediler. İnsanın tarihini yazdılar, insanlık tarihi daha
yazılmadı. İnsanlık tarihi ne zaman başlayacak biliyor musunuz?
Dünyada hayvana, çevreye ve insana karşı şiddetin son bulduğu
gün işte o zaman insanlık tarihi başlayacaktır.



Dünyanın
en büyük sorunu ve bütün sorunların üretkeni örgütler
arasında iletişim olmaması çünkü siz binlerce insanla iletişim
kuramazsınız ama bir temsilci gelir binleri, yüz binleri temsil
eder. Örgütsüz iş birliği, iletişim ve güç birliği yapmamış
toplumlarda sorunlar fazla olur, haksız bedeller fazla ödenir.



Uygarlıklar
gelişti. Demir bulundu, çelik bulundu sanayileşme oldu. Bütün bu
teknolojik gelişmeler insan ırkı tarafından önce kendi soyuna
sonra çevreye ve hayvana karşı olumsuz kullanıldı.



Vahşi,
yaban diye doğada yaşayan hayvanlara, doğaya deniliyor. Bizim gibi
şiddete karşı olanlar doğada olmamamıza rağmen aslında vahşi
bir ortamda yaşıyoruz. Hayvanlara ve doğaya karşı bu kelimeleri
kullanmaktan kaçınalım çünkü vahşi de, vahşette ne yazık ki
insan soyunun ürettiği kavramlardır.



Türkiye
ve dünya şu noktada: artık devlet gücünden şiddeti önlemeyi
yetmesini bekleyemeyiz, yargıdan önlemesini, cezalandırmasını
bekleyemeyiz. Peki, biz mi cezalandıracağız? Hayır. Şiddete,
şiddetsiz tepki yöntemlerini geliştirmeliyiz. Siz kesinlikle
kendinizi ve çevrenizi korumak için yöntemler geliştirmelisiniz.
Bunun içinde mahalleden köye, köyden kente toplumun dernekleşmesi,
vakıflaşması ve bir araya gelmesi gerekiyor.



Hepinizi
tanımasam da, bizler dostuz, hepimiz kardeşiz. İnsanlar farklı
anne babadan da olsa kardeş doğar. Asla şiddet uygulamak için
doğmaz, sevgiyi ve hoşgörüyü yaymak için doğar.



ŞİDDET
SİYASETİN TAM GÖBEĞİNDE



Sümer’den
sonra söz alan Orhan Uğuroğlu:

Ankara Bahçelievler doğumluyum. Bahçelievler’in bir derneği
olduğunu bugün öğrendim, bilmiyordum. Benim nüfus cüzdanımda
doğum yerim Bahçelievler yazar, o zaman Bahçelievler ilçe değil.
4’üncü Cadde’nin altında Subayevleri daha sonra İsrail evleri
oldu. Orada nüfus idaresi varmış. Rahmetli babam oraya gidip
kaydımızı yaptırınca Bahçelievler yazmış.



Bahçelievlerli
olmak tabi ki çok hoşuma gidiyor. Çiğdemim ve Çiğdem Mahallesi
önemli, dernek daha da önemli. O yüzden hem Şiddetsiz Toplum
Derneği Başkanı Rıza Sümer Beye, Çiğdemim Derneği Başkanı
Fatih Aksoy Beye’de teşekkür ediyorum, böyle bir organizasyona
davet ettikleri için.



Bizim
söyleşimizin başlığı sevgi var, hoşgörü var, şiddet yok.
Bende şöyle hazırlamıştım tam tersi sevgi yok, hoşgörü yok,
şiddet var. Çünkü şiddet öyle bir toplumsal parçamız haline
geldi ki gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken hatta
sadece bir derneğin gönül vermişliğiyle değil, bilimsel olarak
üniversitelerde, ilkokuldan başlayarak eğitimde olması gereken en
önemli unsurların başında geliyor diye düşünüyorum.



29
Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı yeni kutladık. Burada çok dikkatimi
çeken bir konuyu paylaşmak istiyorum. Herkes büyük bir sevinçle
dedi ki ülkemizde cumhuriyet var. Evet Gazi Mustafa Kemal Atatürk
ve silah arkadaşlarına şükran ve minnet duyuyoruz. Bir
imparatorluktan, bir padişahın kulluğundan bizleri birer birey
haline getiren cumhuriyet ilanıdır 29 Ekim.



Bizim
cumhuriyet ama nasıl cumhuriyet diye düşünmemiz gerek. Bakın
Mısır Arap Cumhuriyeti şu an orada bir diktatör bir darbeci var.
Libya Halk Cumhuriyeti aşiretler idare ediyor. Irak Halk Cumhuriyeti
orada kimin idare ettiği belli değil. İran İslam Cumhuriyeti
başında dini lider var.



Bundan
birkaç ay önce dini lider Erdoğan diye yazmıştım. İnanıyorum
ki milletten dini açıdan oy alıyor. Yani siyasi bir hedef
göstermiyor, seçmenin yüzde 50’si gidiyor onu dini lider olarak
görüp oy veriyor. Oda her fırsatta gidip cami avlularında
mitingler yapıyor, canlı yayın yapıyor. Bana göre oda ayrı bir
toplumsal şiddete neden oluyor. Dolayısıyla biz cumhuriyetimize
sahip çıkarken aslında demokratik parlamenter sistemi tartışmamız
gerekli. Parlamenter sistem yerine, tek adam rejimi geldi.



Çıkıyor
Danıştay’ bir şiddet uyguluyor, büyük bir baskı uyguluyor.
Daha öncede 16 Nisan referandumunda yapmıştı hatırlarsınız
Danıştay Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararlarını incelemez
demişti.



Star
Televizyonunda çalıştığım 2002 döneminde hatırlarsınız Star
TV Genç Parti’yi destekliyor diye RTÜK kapama cezası verdi.
Fakat bunu uygulatamadı çünkü RTÜK kanununda özel televizyonlar
siyasi partilere eşit süreler verir diye bir hüküm yok. Bunu
Yüksek Seçim Kurulu’na gönderdiler ve onlarda TRT’nin eşit
davranır hükmüne dayanarak kapama cezası verdi. Biz ona itiraz
ettik kaybettik, Danıştay’a gitti. 13’üncü Daire YSK kararını
bozdu. Hani Danıştay YSK kararlarına bakmazdı?



Danıştay
Başkanı, Adalet Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı Danıştay
bakmaz diyor. Yani topluma bir, yargıya bir şiddet uyguluyor.
Danıştay CHP’nin başvurusunu reddetti.



Bugüne
gelecek olursak şiddet siyasetin tam göbeğinde. Yine andımız
kararıyla ilgili AK Parti genel başkanı olarak mı, cumhurbaşkanı
olarak mı bilmiyorum Danıştay’a müthiş bir şiddet
uyguladığını televizyonlarda gördük. O yargı nasıl bağımsız
kalacak, nasıl hüküm verebilecek?



Demokratik
parlamenter rejimi kaybettik, tek adam rejimi geldi. Türkiye artık
bir adamın iki dudağı arasında yönetilmeye başlandı.



Televizyonlar
şiddeti bir şekilde yansıtıyorlar. 3984 sayılı kanun çıkarken
Star TV’nin Ankara temsilcisiydim bu yasa çalışmalarının
tamamına katıldım. 4’üncü madde vardır. A’dan Z’ye
uyulması gereken, ihlal edildiği takdirde yaptırım uygulanacak
hükümleri içerir. Onların önemli bir kısmında benimde katkım
oldu. Televizyonlar yargısız infaz yapmasın, siyasilere şiddet
uygulamasın. Fakat şimdi televizyonlar öyle bir hale geldi ki
yüzde 95’i tek adamın oldu. Dolayısıyla oradaki şiddet topluma
nasıl yansıyor kimsenin umurunda değil.



Siyasiler
deyince mecliste şiddet var. Siyasilerin birbirleriyle
konuşmalarında şiddet var. Mitinglerde birbirlerine olmadık
sözler sarf ediyorlar daha sonra meclise gidip birbirlerine yumruk
atıyorlar.



Çocuğa
şiddet, kadına şiddet, erkeğe şiddet, yaşlıya şiddet,
engelliye şiddet, hastaya şiddet, sağlık personeline şiddet,
öğretmene şiddet, öğrenciye şiddet, vatandaşa şiddet,
trafikte şiddet, sporda şiddet var.



En
önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Önder Mustafa
Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına şiddet uygulanıyor. İki
ayyaş deniyor, yaptığı eylemler eleştiriliyor, suçlamalar
yapılıyor. Dolayısıyla siyasette şiddet zirve yapmış durumda.



Bazen
düşünüyorum bu kadar şiddet, hırsızlık, uğursuzluk olan
ülkemizde birde yüzde 99’umuz Müslümanız diyoruz. İnanılır
gibi değil. Kul korkusu yok, Allah korkusu yok. İnsanın içinden
gelen bir dürtü yok. Bu kadar şiddetin olduğu bir yerde ne
konuşacağız? Sevgiden, hoşgörüden mi bahsedeceğiz? Nasıl
bahsedeceğiz? Emin olun ben bulamadım. İnanıyorum ki buraya gelen
herkesin kalplerinde sevgi ve hoşgörü var.



ŞİDDETSİZ
İNSAN OLMAZ



Çarpıcı
açıklamalar yapan Hulki Cevizoğlu:
Sözlerimin
başında Çiğdemim Derneği’ne de, Şiddetsiz Toplum Derneği’ne
de böyle bir toplantı düzenledikleri için çok teşekkür
ediyorum. Bu toplantının konusu herhalde bir iyi niyet
gösterisidir. Olmayan bir şeydir, bir ütopyadır. Şiddetsiz bir
toplum olamaz. Şiddet yaradılışımızda var. Bilim insanlarının
mortido dediği yok etme enerjisi var. Yani bizler ister yaradılışa
inanalım, ister evrime inanalım özetle varoluşumuz diyelim.



Varoluşumuzda
bir şiddet var. Nasıl yaratıldıysak tanrı tarafından, doğa
tarafından bir yemek gibi içine tuzu biberi koyuyoruz ya insanın
içine de şiddeti koymuşlar. İnsanı yaratan, inşa eden güç her
neyse bunu koymuş yani insanın içinde şiddet var. Bu nedenle
şiddetsiz bir birey ve bir toplum olması mümkün değil.



Şiddet
duygusu insanın içinde olduğu için aynı zamanda
kurumsallaşmıştır. Sayın Sümer örgütlenme olursa şiddet
azalır dedi. Ben buna katılmıyorum açıklamalarım çok farklı
ve ters açıdan olacak. Çünkü benim yaptığım gözlemler
yaşımızın gereği, yaşadıklarımız ve okuduğumuz edindiğimiz
bilgiler gerçeğin çok farklı olduğunu gösteriyor. Şiddetsiz
insan olamaz.



Tanrı
eğer öyküye inanıyorsak cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne
gelmiş Adem ile Havva’nın iki oğlu Habil ile Kabil birbirini
öldürerek ilk katil unvanını kazanmıştır. Yani Tanrı bile
cennette ölümsüz olan insanı ölümlü hale getirerek ve burada
da ilk cinayet işleniyor. Hani tanrı istemezse yaprak kıpırdamaz
derler, demek ki tanrı istemezse cinayette olmaz.



O
zaman ne yapacağız din felsefesine gitmemiz gerekiyor. Din
felsefesi, din filozofları şiddetin içinden çıkamamışlar.



Bütün
dinleri kastettiğimiz için tanrı diyoruz. Tanrı vardır, tanrı
iyidir varsayımımız var. Sığınacak tek gücümüz tanrı.



Pek
çok filozof henüz dünya üzerinde modernizmin olmadığını ileri
sürüyor. Biz moderniz, 21. Yy’a girdik diyoruz ama filozoflar
diyor ki modernlik bizim geçmiş tarihten daha ileri bir tarihte
yaşadığımızı anlatmak için kullanılan bir sözcüktür, biz
daha modern olmadık diyor. Bunu kabul edersek eskiden piramitlerin
nasıl yapıldığını anlamamız daha kolay olur.



Biz
kendimizi bu dönemde daha modern, daha gelişmiş, daha insancıl,
daha sevgi dolu varsayarsak piramitlerin nasıl yapıldığını
anlamıyoruz. O zaman diyoruz ki bunları uzaylılar mı yaptı?



Onların
daha akıllı olduğunu varsayarsak çok doğal olduğunu görüyoruz.
Hatta biz belki de daha geriye giden bir uygarlığız.



İnsan
olmak mı, hayvan olmak mı? Günümüzde hayvan olmak insanlar için
aşağılayıcı bir kavram. Köpekleşmek, yılan gibi olmak, yılan
gibi sokmak hayvanları aşağılayan insan merkezli bakış
açılarıdır bunlar. Hep insanın gözüyle bakıyoruz yani hep
avcının gözüyle avı tanımlıyoruz. Av, avcılık tarihini
tanımlasa yani biz bir kaplanı öldürüyoruz ayağımızı basarak
poz veriyoruz. Bizim ne kadar güçlü olduğumuzu elimizdeki tüfeğe
güvenerek söylüyoruz. Bunu kaplanın ağzından dinleyebilseydik
onların duygularını hissedebilseydik.



Biz
büyükbaş hayvanları kesip yiyoruz. Eğer bir kediyi, köpeği
kesseydik ya da onlara tekme atsaydık şiddet olurdu değil mi?
Çinliler, Japonlar köpeği kesip yiyor. Hintlilerde bizim ineği,
danayı nasıl kesip yediğimizi anlamıyor. Yani şiddet toplumsal,
kültürel, bölgeye ve dinsel inanca göre değişiyor. Şiddet ne
yazık ki kurumsallaşmıştır.



Devlet
mekanizması insanoğlunun yarattığı en üstün icattır diyenler
var. Örgütlenmiş bir yapı, ortada gözükmeyen soyut ama
uygulamaları somut olan bir yapıdır devlet. İnsanların en üst
örgütlenmesidir. En üst örgütlenmede, kurumsallaşmada devletler
şiddet uyguluyor. Demek ki örgütlenme, kurumsallaşma şiddeti
engellemek için yetmiyor.



Şiddet
neye göre şiddet? Bir adam birini öldürdüğü zaman adına katil
diyoruz. Peki bir kişiyi öldüren katil oluyor da, bir milyon
kişiyi öldüren Napolyon’a Fransızlar neden kahraman diyor?



Şiddet
insanın içinde vardır ve birçok açıdan şiddet vardır. Bunlar:
Bireysel, kitlesel, dinsel, duygusal, psikolojik, simgesel,
yönetimsel, hukuksal şiddet var.



Şiddetsiz
toplum olur mu? Olmaz. Her şiddetin arkasında bir meşruiyeti
dayandırma vardır. Gerekçelere bakarak şiddeti sonlandıramayız.



Şiddetin
kökenlerini araştırdığımız zaman çok farklı yerlere
geliyoruz. Bizler sonuç olarak şiddetsiz, Pollyanna gibi bir toplum
isteyebiliriz ama bu mümkün değil. O zaman ne yapacağız? Hukuk
düzenleyici olarak devreye girecek ve kurallar koyacak ki insanlar
bu kuralların dışına çıkmasın.




http://bit.ly/2F0UAT6

Hiç yorum yok