Yeni Müslüman Olmak: İhtidâ
Prof. Dr. Yılmaz Kurt • #İhtidâ, #Müslüman
İhtidâ, hidâyete ermek, yani başka bir dinin mensubu iken İslâmiyeti kabul etmek demektir.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş temelinde “gazâ” ideali olsa da ihtidâ “gazâ”nın hedefi değil bir sonucudur. Ülkeler feth edilirken “Allah’ın adını duyurmak ve yüceltmek birinci amaç olmuştur. Ancak feth edilen toprakların halkını zorla İslâm’a sokmak düşüncesi hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü zorla Müslüman yapmak, İslâm’ın emrine aykırıdır. “Dinde zorlama yoktur” âyeti, devletin değil Allah’ın açık bir emridir. Hiçbir komutan, hiçbir padişah bu emri görmemezlik edemez.
Nüfus bir ülkenin zenginliğidir. Feth edilen toprakları ekip biçecek, devlete vergi ve haraç verecek insanlara ihtiyaç vardır. Bu sebeple feth edilen topraklarda halkın zarar görmemesine ve kaçıp gitmemesine özen gösterilir. Osmanlı’nın deyimiyle halkın “perişan ve perâkende” olmaması değişmeyen ilke olmuştur.
Bu yüzden Bosna dışında toplu ihtidâlar yaşanmamıştır. Bosna’daki ihtidâ ise tamamen ayrı bir özellik taşımaktadır. Heat Lowry’nin sözünü ettiği Trabzon ve çevresinde 16. Yüzyılda yaşanan ihtidânın özel sebepleri ve sınırları konusunda derinliğine bir çalışma yapılmamıştır. Yine 16. Yüzyılda Bursa’da gördüğümüz ihtidâ ise büyük ölçüde ipek tezgâhlarında çalışan esirlerle ilgili görünmektedir.
Çukurova’da Osmanlı fethinin ilk yıllarında daha yaygın olduğu anlaşılan ihtidâların en azından bir kısmının tarımda çalışan azatlı köleler olması mümkündür.

İhtida eden kişinin baba adı tahrir defterlerine “Abdullah” olarak geçirilirdi. Bu yüzden biz bunlara “veled-i Abdullah’lar” demekteyiz. Yeni Müslüman’ın alacağı isim konusunda kesin bir hüküm yoktur. Devşirme çocuklarına isim verilirken özel olarak kullanıldığını saptadığımız bir isim listesi yoktur. “Ahmet veled-i Abdullah”, “Ali veled-i Abdullah” gibi bütün Müslümanlarca kullanılan ortak Arapça kökenli İslâmi isimler verilebilmiştir. Ancak Adana’da ihtidâ edenlere verilen isimler sanki özel olarak seçilmiş gibidir. Mübarek, Kara Mübarek, Uğurlu, Kara Uğurlu, Reyhan, Mercan, Beşir, Yusuf ihtidâ edenlere en yaygın olarak verilen isimlerdi (Y. Kurt, Kafalı Armağanı, Akçağ Yayınları, Ankara 2002, s. 259-268) . Macar Türkolog Nemeth’e göre bu köle isimleridir.

18. Yüzyılda Şer’iye Sicillerine kayıt edilen az sayıdaki ihtidâ olayının kahramanları yeni Müslümanlar ise 16. Yüzyıldaki yukarıda saydığımız bu köle isimlerini almamışlardır. Aldıkları isimler Mehmet, Mustafa, Abdullah; Fatma, Raziye gibi İslâmî isimlerdir. Bu durum bir oranda bu kişilerin köle olmayışları ile açıklanabilir. Ancak Mübarek, Mercan, Reyhan gibi isimlerinin niçin kayıp olduğunu yine de tam olarak açıklamakta zorluk çekeriz.
İhtida eden bütün kişilerin şehrin kadısına giderek İslâm dini seçtiklerini bildirmeleri ve kadı efendinin bunu sicile kayır ettirmesi genel usuldür. Bu tür kayıtlardan kadı efendi kayıt harcı almıyor olsa gerek ki bunları normal kayıt şeklinde değil daha çok defterin başına bir not şeklinde yazmaktadır. Bu sebeple de bu tür ihtidâ kayıtlarının çoğunda mahkeme şahitleri olan “şühûdü’l-hâl” yoktur. Adana Şer’iye sicillerinde gördüğümüz ihtidâ kayıtlarından Tekyekurbü mahallesi sakinlerinden iken İslâm’a geçen Raziye Hanım’ın kaydında “şühûdü’l-hâl” olarak 2 kişi bulunmaktadır (A.Ş.S 50, s. 2, b. 352). Yahudi Yasef Efendi, mahkemeye gelip İslâmiyeti seçtiğini bildirdiğinde Abraham isminin İslamî şekli olan İbrahim ismini büyük bir ihtimalle kendi isteği doğrultusunda almıştı (A.Ş.S 50, s. 3, b. 350). İbrahim’in ihtidâ kaydı da 3 kişinin şahitliği ile kayda geçirilmişti. Bu 3 şahitten birisi “şühûdü’l-hâl” arasında çok sık olarak karşılaştığımız İmamzâdeler ailesinden Ahmet Efendi isimli bir kimsedir.

İslâma geçen yetişkin erkeklere “sünnet parası” adı altında bir miktar para ödendiği bilinmekte ise de Adana’daki örneklerde böyle bir kayda ulaşılamamıştır.
Müslüman olan kişinin yeni dindaşları ile veya eski dindaşları ile olan ilişkileri konusunda kayıtlara geçen önemli bir tepki görülmemiştir. 19. Yüzyılda Tokmak Hasan Paşa dönemindeki bazı ihtidâların zorlama ile yapıldığı iddiaları aslında Avrupa’daki milliyetçilik akımının oluşturduğu bir koruma refleksi şeklinde değerlendirilebilir.
Bu satırların yazıldığı sırada Yeni Zelanda’da bir camiye yapılan saldırıda 49 Müslümanın öldürüldüğü haberleri medya organlarında geniş yer bulmakta idi. 28 yaşındaki saldırganın silahının üzerine Müslümanları yenmiş veya Müslümanlara zarar vermiş Hıristiyanların isimlerini yazması saldırının “İslâm Korkusu” veya “İslâm Düşmanlığı” boyutlarını açıkça göstermektedir. Oysa ki Osmanlı toplumunda milyonlarca Hıristiyan özgürce yaşamışlar ve kendi özgür iradeleri ile istedikleri zaman İslâm dinine geçmişlerdir. Dinler farklı olsa bile o dinleri insanlara gönderen aynı Allah’tır. O’nun adına “Baba-oğul” veya “Yehova”, “Tanrı”, “İlâh”, “Allâh” denilse bile o aynı “Allah”tır. Bütün dinlerin ve bütün mezheplerin bu temel gerçeği hiçbir zaman unutmamaları insanlığın yararınadır.
Yeni Zelanda şehitlerine Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
http://bit.ly/2HJhjDb • Prof. Dr. Yılmaz Kurt • Sonsöz Gazetesi • Son Dakika • Güncel Haberler • Ankara Yerel Gazete
Post a Comment