Header Ads

Gençler Arasında Panik Atak Yaygınlaşıyor

Editör • #PanikAtak


Amerikan Psikoloji Derneği’nin kısa süre önce yayınladığı yeni bir araştırma, depresyon belirtileri gösteren ergenlik çağındaki gençlerin oranının 2005-2017 yılları arasında yüzde 52 arttığını ortaya koyuyor.





2005 yılında yaşları 12 ila 17 arasında değişen gençler arasında depresyon oranı yüzde 8,7’yken bu oran, 2017’de yüzde 13,2’ye çıktı. Bu artış oranının 18-25 yaş aralığındaki genç yetişkinler arasında çok daha yüksek olduğu göze çarpıyor. Araştırmaya göre 2009-2017 yılları arasında bu yaş grubunda görülen depresyon vakaları yüzde 63 oranında artış gösterdi.





Araştırma kapsamında ergen ve genç yetişkin olmak üzere toplam
611 bin 880 kişinin verilerini inceleyen uzmanlar, 26 yaşından büyüklerde
depresyon vakalarında benzer artışlar kaydedilmediğine dikkat çekiyor.





Bugünse 13-18 yaş arasındaki her üç gençten biri, anksiyete
bozukluğu yaşıyor.





Texas eyaletinin San Antonio kentindeki Çocuk Hastanesi
Psikoloji Bölümü Başkanı Elena Mikalsen, “Şu anda ergenlik çağındaki gençler
arasındaki anksiyete bozukluğu oranı yüzde 31. Bu bir salgın. Akıl sağlığı
açısından acillik gösteren bir durum,” diyor.





Her insan zaman zaman endişe duygusuna kapılabilir, bu duygu
genellikle geçicidir. Ancak anksiyete bozukluğu olan kişilerde şiddetli endişe
duygusu kalıcı özellik gösteriyor ve zaman içinde baş ağrısı, kronik beden ağrısı,
sindirim sistemi sorunları, bağışıklık sisteminin bastırılması ve uyku kaybına
neden olan bir soruna dönüşebiliyor.





Birçok genç için okul ve iyi not alma baskısı, en önde gelen
stres kaynağı.





Psikolog doktor Elena Mikalsen, “Eğitim yılı başlar başlamaz,
daha ilk haftadan itibaren anksiyete vakalarının ortaya çıktığını görmeye
başlıyoruz. Bu durum eğitim yılının sonuna kadar devam ediyor, yaz aylarındaysa
hiç vakayla karşılaşmıyoruz. En kötü dönem, tüm öğrencilerin son notlarını
aldıkları Mayıs ayı. Bu dönemde korkunç bir panik yaşıyorlar. Stres nedeniyle
bağışıklık sistemleri çöktüğü için çeşitli hastalıklar yüzünden çok sayıda
genci hastaneye kaldırıyoruz. Final sınavlarının yapıldığı Nisan ve Mayıs
aylarıysa intihar oranlarının tavan yaptığı dönem,” diyor.





Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırması, ergenlik çağındaki
gençlerin neredeyse üçte birinin stres nedeniyle kederli ve depresif ruh hali
içinde olduklarını ortaya koyuyor.





Massachusetts eyaletinden 17 yaşındaki lise öğrencisi Claire
Taylor’a birkaç yıl önce genel anksiyete teşhisi konmuş. Önümüzdeki yıl liseden
mezun olmaya hazırlanan Taylor, başvurmayı düşündüğü üniversiteleri ziyaret
etmeye başladığı dönemde ilk kez panik atak geçirmeye başlamış.





Taylor, o dönemdeki ruh halini şöyle anlatıyor: “Üniversiteye
girmek, tüm hayatım boyunca en büyük amacım oldu. Ancak üniversitenin yolun
sonu olmadığını, daha sonrasında da bir hayat olduğunu keşfettim. Üniversiteye
gittiğimde ne yapmak istediğimi bilmiyorum. Bu belirsizlik beni korkutuyor.
Sürekli titriyor, ağlıyorum.”





Üniversiteyle ilgili kaygı bozuklukları, Los Angeles’taki
California Üniversitesi’nin Yüksek Eğitim Araştırma Enstitüsü’nün 2017’de
yayınladığı rapora göre yükselişte. 30 üniversitede 8 bin 264 birinci sınıf
öğrencisi arasında yapılan anket, katılımcıların yüzde 39’unun sık sık kaygı
hissine kapıldığını, ancak bunların yarısından azının üniversite kampüsündeki
destek ve danışmanlık merkezine başvurduğunu ortaya koyuyor.





22 yaşındaki Tarık Saoud, üniversiteye girdikten sonra hayatta
başarılı olmak için bir yol çizme baskısı altında kalarak panik atak geçirmeye
başlamış.





Tarık, “Birkaç kez okuduğum bölümü değiştirmeye çalıştım, ama
hiçbir bölümü sevemedim. Sevdiğim bir şeyi bulamamak benim için çok büyük bir
sorun haline geldi. Washington yakınlarında, Virginia eyaletinin kuzeyinde
büyüdüm. Bu bölgede iş adamı, avukat, doktor bilimadamı olmak çok önemlidir.
Başarı ölçüsü olarak bu meslekler kabul edilir” diyor.





Saoud, kampüsteki akıl sağlığı merkezinden randevu almanın
imkansız olduğunu, hatta bir ara intiharı bile düşündüğünü anlatıyor.





Tarık Saoud, “O noktada aylardır intihar etme fikrini kafamdan
geçiriyordum. Altı boşluk olan bir çıkıntının üzerinde oturuyordum. O anda,
‘Acaba kendimi boşluğa bırakabilir miyim? Hayatımda her şeyi sıraya koydum mu?
Ölünce birisinin başına iş açacak bir şeyi unutmuş olabilir miyim?’ gibi
sorular aklıma geliyordu. Üzgün değildim, sadece arkamda eksik kalan bir şey
bırakmadığımdan emin olmak istiyordum,” diyor.





Saoud şöyle devam ediyor: “Kafamın içinden delice düşünceler
geçiyordu. Saçma sapan fikirler kafamda dönüp duruyordu. ‘Hiçbir zaman mutlu
olamayacaksın. Hiçbir şey düzelmeyecek’ diye düşünüyordum. Son derece sosyal,
dışa dönük bir kişilik sergileyerek, fazla miktarda alkol alarak iç dünyanızda
yaşadığınız sorunların üzerini kolaylıkla örtüp başkalarından
gizleyebilirsiniz.”





Üniversite ikinci sınıfın ortasında Ohio’da gittiği
üniversitedeki eğitimini yarıda kesip Virginia’ya dönen Saoud’a anksiyete ve
klinik depresyon teşhisi konmuş.





Doktor Mikalsen, günümüz gençlerini en çok etkileyen stres
faktörlerinin zamanın ruhunu da yansıttığını söylüyor. Okullara düzenlenen
toplu silahlı saldırılar ve bu saldırılara hazırlıklı olmak için okullarda
yapılan tatbikatlar, Mikalsen’in hastalarında anksiyeteye yol açıyor.





Yaklaşık 20 yıllık psikolog olduğunu ve ilk kez bu yıl okulların
düzenlediği silahlı saldırı tatbikatları nedeniyle travma sonrası stres
bozukluğu geçiren hastalarla karşılaştığını söyleyen Mikalsen, “Eskiden
okullarda öğrencilere silahlı saldırı sırasında saklanmaları gerektiği
öğretilirdi. Şimdiyse saklanmanın işe yaramadığı görüldü ve yeni taktik olarak
öğrencilere karşı saldırıya geçmeleri gerektiği söylendi. Öğrenciler ‘ben
kimseye saldıramam, çok korkuyorum’ diyor. Yeni taktiğe göre öğrencilerden masaların
üzerine çıkıp saldırganın üzerine ellerine geçirdikleri her şeyi fırlatmaları
isteniyor ve bunun tatbikatını sınıfta yapıyorlar,” diye anlatıyor.





Anne babalarının sosyal medyayı kullanma biçimi de bazı gençler
arasında strese neden oluyor.





Mikalsen bu konuya şöyle açıklık getiriyor: “Bazı anne babalar
çocuklarını en savunmasız oldukları anlarda videoya çekmek istiyor. Çocukların
stres içinde olduğu, kaygı içinde kıvrandığı, üzüntü çektiği anları kayıt
altına almak istiyorlar. Hepimizin sosyal medyada olduğu günümüzde kişisel
sınırların kalktığı gözleniyor. Gençlerin kendilerine ait kişisel bilgilerinin
her yerde ve herkesle paylaşılması, stres ve anksiyeteye neden oluyor.”




http://bit.ly/2I3MOsu • Editör • Sonsöz Gazetesi • Son Dakika • Güncel Haberler • Ankara Yerel Gazete

Hiç yorum yok